Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız

Sevgi herşeyin üstündedir

Sevgi herşeyin üstündedir

Neslim Kreş’in kurucusu olan Neslihan Güler, ilköğretime başlama yaşının 66 aya çekilmesiyle ilgili olarak, ‘Biz önce bir karar alıyoruz sonra da bu karar için gereken ve hazır olmayan altyapının derdine düşüyoruz’ diyor.



(RÖPORTAJ)

Bu haftaki bayan girişimcimiz Neslihan Güler. Neslim Kreş’in kurucusu olan Güler, ilköğretime başlama yaşının altmış altı aya inmesinden velilerin okul öncesi eğitime bakışına kadar birçok konuda fikirleriniGazete burasıdüzce ile paylaştı.

burasıdüzce: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

   Neslihan Güler: Ben 1979 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Felsefe Psikoloji mezunuyum. Uzun bir dönem okullarda ve dershanelerde rehber öğretmen ve psikolojik danışman olarak görev yaptım.

Daha sonra 2005 yılında kendi okulumu açma kararı aldım. Ve hayatımda verdiğim en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocukları çok seven bir insanım.

   B.D: Ama sadece kreşin kurucusu değilsiniz değil mi aynı zamanda pedagojik manada tecrübelerinizi buraya aktarıyorsunuz?

   N.G: Evet burada hem çocuklara psikolojik danışmanlık yapıyorum, hem de üniversite yıllarında aldığım tiyatro eğitimini drama dersleri vererek onlarla paylaşıyorum.  Neslim Kreş olarak 7. yılımızı geride bıraktık.

   B.D:  Burada hangi yaş grubundaki çocuklara hizmet veriyorsunuz?

   N.G: 2-6 yaş aralığındaki tüm çocuklar kreşimizin imkanlarından yararlanabiliyor. Ben özellikle 0-2 yaş grubunu dahil etmek istemedim. Çünkü bu yaş aralığındaki çocuklar çok küçükler ve aile sıcaklığına en fazla ihtiyaç duyulan dönem bu.

“ETKİNLİKLER PASTANIN KREMASIDIR

AMA KEKİ DEĞİLDİR!”

   B.D: İlimizde çok sayıda özel kreş mevcut. Sizce Neslim Kreş’i diğerlerinden ayıran nedir?

   N.G: Ben eğitimden gelen insanların eğitim kurumu açması taraftarıyım. Yoksa sadece yatırım düşüncesiyle okul açılmasına sıcak bakmıyorum. Benim en önemli kriterim bu.

Neslim Kreş olarak çocuklarımıza İngilizce’den dramaya kadar birçok konuda eğitim olanağı sunuyoruz. Ancak benim için bu eğitimlerden çok işin severek yapılması önemli. Yani siz her eğitimi veriyor olabilirisiniz ama çocuk kendisini evinde hissetmiyorsa başını okşayamıyorsanız o halde bunun bir önemi kalmıyor.

Bizi farklı kılan hem çocuk hem de ebeveyn için sıcak bir aile ortamı yaratmış olmamız. Ama şunu vurgulamak istiyorum; İngilizce ya da drama bir pastanın kremasıdır ama keki değildir önce sevgi gelir.

   B.D: Kreşin bahçeli ve tek katlı olması velilerin tercihlerini etkiliyor mu?

   N.G: Evet. Düzce’de bu kadar geniş açık alanı olan başka kreş yok. Deprem bölgesinde yaşadığımız için özellikle böyle olmasını istedim. Çocukların güvenliği açısından herhangi bir risk söz konusu değil.

Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum; bütün öğretmenlerim okul öncesi mezunu. Burada da illa üniversite mezunu olunmalı gibi bir şartım hiç olmadı. Çünkü dediğim gibi çocuklarla aralarındaki diyalog ve bağ benim için her şeyden önce geliyor.

“BU YANLIŞTAN EN KISA ZAMANDA DÖNÜLMESİNİ UMUYORUM…”

   B.D: İlköğretim yaşının 66 aya inmesiyle ilgili düşüncenizi alabilir miyiz?

   N.G: Kesinlikle yanlış buluyorum. 2-3 ay bile çocukların gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Ama bizim ülkemizde böyle. Yani kararları alıyoruz ve ondan sonra hazır olmayan altyapıyı tamamlama telaşına düşüyoruz. İlköğretim öğretmenleri de bu manada çok dertliler. Hatta çocukların özel bakımlarıyla ilgili ciddi sıkıntılarını olduğunu biliyoruz.

Söylem birinci sınıfta ders değil oyun olacağı ve alışma dönemi olarak geçirileceği yönündeydi ama böyle olmadığını biz yakınen biliyoruz.

Ayrıca bu kararlarda 81 il için karar çıkıyor ama belli yerler model alınıyor. Oysa her bölge ya da yerdeki çocuğun kapasitesi birbirinden zaten çok ayrı. En kısa zamanda bu yanlıştan dönülmesini umuyorum.

“OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÖNEMİ

ARTIK BİLİNİYOR”

 

   B.D: Düzce’yi daha doğrusu ebeveynleri okul öncesi eğitimde yeterli bilinçte buluyor musunuz?

   N.G: Kesinlikle öyle. Yani 7-8 yıl öncesini düşündüğümde böyle değildi gerçekten de. Ama devletin bu manada destekleri sayesinde bu bilinç her geçen gün biraz daha artıyor. Eskiden sadece çalışan anneler çocuklarını kreşe verirken bugün ev hanımı olsalar da ebeveynler çocuklarının eğitim ortamına girmesi ve yaşıtlarıyla eğlenerek öğrenmesi noktasında karar alıyorlar. Bu Düzce adına çok sevindirici.

 

   B.D: Peki kreşe giden çocukla hiç gitmeyen arasında ne gibi farklar oluşuyor?

   N.G: Her şeyden önce yaşıtlarıyla paylaşarak oynamayı öğreniyor, her yerde kurallar olduğunun ve bunlara uyulması gerektiğinin bilincine varıyor. Verilen eğitimlerin hepsinden yeni bilgiler öğreniyorlar ve bir noktada ilköğretime hazırlık aşamasını yaşamış oluyorlar. Biz velilerimizi de mümkün olduğu kadar etkinliklere katıyoruz. Veli katılım günleri yapıyoruz. Böylece sadece anne baba değil kimi zaman anane ve babaanneler de buraya gelip torunlarıyla çeşitli paylaşımlara girebiliyorlar.

“SABAH 07.00’DEN AKŞAM 19.30’A KADAR AÇIĞIZ…”

   B.D: Neslim Kreş ile ilgili söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

   N.G: Bizim bu denli tercih edilmemizin bir sebebi de çalışma saatlerimiz aslında. Bunu özellikle vurgulamak gerek belki de . Yani biz Cumartesi de dahil olmak üzere haftanın yedi günü sabah 7 çeyrekten akşam 7 buçuğa kadar bir fiil çalışıyoruz. Dolayısıyla özellikle özel sektöre çalışan ebeveynler için bir çıkış yolu haline geliyoruz. Diğerlerinde 5 gibi kreşlerin kapandığını ve velilerin çocuklarını almak zorunda kaldıklarını biliyoruz. Bu elbette önemli bir ayrıcalık.

   B.D: Son olarak bu sektöre girmek isteyenler için bir tavsiyeniz var mı?

   N.G: Okul öncesi eğitim başlı başına emek ve zaman isteyen bir sektör. Biz de daha fazla kurum olmasını isteriz. Bu yeni renkler manasına gelir. Ama yaşanan bir olumsuzluk da direk sektöre yansıyor ve geneline mal ediliyor. Örneğin okulun birinde çocuğun üzerine dolap düşüyor ve bu haber gözlerin tamamen bu sektördeki kurumlara çevrilmesine yol açıyor. Bu nedenle her şeyden önce eğitimci olunması ve çocukların çok sevilmesi durumda yapılabilecek bir iş.  Çocuklar deb-i derya. Dolayısıyla onları doğru şekilde yönlendirmek ve yanlış yapmamak gerek.